Çocukların İlkokula Başlama Yaşı ve Süreçleri
- Funda Mücaviroğlu

- 18 Ara 2025
- 4 dakikada okunur
Bir Öğretmenin Gözüyle;
İlkokula Başlama Yaşı Neden 72 Ay Olmalı?Akran Zorbalığı, Gelişim Farkları ve Sınıf Gerçekleri neden önemlidir?
Merkür de çocukları gruplara ayırırken yaş aralığına çok dikkat ederim. Çünkü çocuklar okula başlarken; çocukların yaşına göre gelişim özellikleri, geldikleri ortam, aile düzeni ve aile kuralları, sosyal çevreleri, anneanne ve babaanne ile büyüyen ya da bakıcı ile büyüyen çocuklardaki farklılıklar, vb. gibi birçok durum çocukların gelişiminde önemli rol oynuyor.
Okulöncesinden sonra ilkokula gidecek çocuklarında yaş aralığı çok önemli özellikle sınav odaklı bir ülkede yaşıyorsak ve çocuklar ilköğretimde kalabalık sınıfların içinde olacaksa bu durum çok daha önemli diye düşünüyorum. İşte bu yüzden her yıl ilkokula gidecek çocuklarda en çok dikkat ettiğim durumlardan biri, çocukların yaş aralığıdır. Çünkü ilkokulun ilk yılı; çocuklar için sadece akademik bir başlangıç değil, duygusal, sosyal ve fiziksel anlamda güçlü bir dönüşümdür.Bu nedenle, çocuğun doğru zamanda bu sürece başlaması, onun okul yaşamındaki tüm deneyimlerini derinden etkiler.
Son dönemde MEB’in ilkokula başlama yaşını 69 aydan 72 aya çıkarma yönündeki çalışmaları devam ediyor. Ayrıca 69–75 ay aralığında esneklik sağlanması konusu da gündemde. Her iki durumda bana göre sağlıklı çünkü bu değişiklik, sınıflarda yıllardır yaşanan pek çok sorunun çözümüne kapı aralayabilir. 69 - 75 ay demek sınıf içinde çocukların birbirlerinden en fazla üç dört ay küçük ya da büyük olması demektir ki, bu durum çocuklar ve öğretmen için büyük rahatlık ve huzur getirecektir.
Bu konuyu, yıllardır veli toplantılarımda paylaşırken şimdi bir okulöncesi öğretmeni gözüyle, hem olumlu hem olumsuz yönleriyle ele almak istedim.
Neden 72 Ay Daha Uygun?
1. Sınıf içinde yaş farkı azaldığında öğrenme ortamı dengeleniyor
İlkokul öğretmenlerinin en çok zorlandığı durumlardan biri, aynı sınıfta 14–15 aya varan yaş farklarıyla ders işlemektir. 69 aylık bir çocukla 80 aylık bir çocuğun dikkat süresi, sosyal becerisi, ifade gücü, öz bakım becerisi, duygu yönetimi tamamen farklı olabiliyor. Bu da sınıf yönetimini ve bireysel desteği çok zorlaştırıyor. 72 ay, bu farkı azaltarak sınıfta daha dengeli bir gelişim seviyesi sağlamaya yardımcı oluyor. Dengeli sınıflar → daha sağlıklı öğrenme.
2. Çocuklar okula duygusal olarak daha hazır geliyor
Birinci sınıf, çocuk için bir maratonun başlangıcıdır. Sıra beklemek, kurallara uymak, kendini ifade etmek, sorun çözmek, okuma-yazmayı öğrenmek…Durum okulöncesinden çok daha farklıdır. Çünkü öğretmen daha fazla akademik ağırlıklıdır. Çocuklardan beklentisi de akademik alanda daha yüksektir.
72 ay civarındaki çocuklar daha uzun süre dikkatlerini toparlayabilir, duygularını daha iyi ifade edebilir, problem çözme davranışlarında daha olgun olabilir, sosyal ilişkilerde daha bilinçli hareket edebilir. Bu olgunluk, hem çocuğun okula uyumunu kolaylaştırır hem de öğrenme motivasyonunu artırır. Bu özellikler ise çocuğa akademik başarıyı getirir.
3. Akran zorbalığına karşı daha dayanıklı oluyorlar
Sınıfta yaşı daha küçük olan çocukların zorbalığa daha fazla maruz kaldığını ne yazık ki çok sık gözlemliyoruz. Çünkü; Fiziksel olarak daha küçük oluyorlar. “Hayır” demeyi veya kendilerini savunmayı tam öğrenmemiş olabiliyorlar. Sosyal ipuçlarını okumakta zorlanabiliyorlar. Duygusal olarak daha çabuk kırılabiliyorlar.
Daha olgun çocukların bulunduğu sınıflarda bu fark daha da belirginleşiyor.
Yaşça küçük çocuklar, bazen istemeden, bazen bilinçli bir şekilde dışlanabiliyor, itilebiliyor ya da manipülasyona açık hale gelebiliyor. (Aslında Akran zorbalığına maruz kalan çocuk dışında akran zorbalığını yapan çocuk için de durum sıkıntılı çünkü psikologlar ; akran zorbalığı yapan çocuklarla çalışmanın çok daha zor olduğunu söylüyorlar.)
72 ay ve üzeri çocuklar ise; Kendini ifade etmekte daha güçlü, sosyal sınırlarını daha net çizebilen, öğretmenden yardım istemeyi bilen, grup içinde kendini daha güvende hisseden çocuklar olarak okula başlıyor. Bu da akran zorbalığı riskini gözle görülür şekilde azaltıyor.
Diğer önemli konu da 69–75 ay aralığında esneklik tanınması; Güzel ama öğretmenler olarak şunu biliyoruz ki; Her çocuğun ilkokula hazır olma düzeyini değerlendirmek de kolay değildir. Bazı çocuklar gelişim olarak yaşıtlarından çok daha ileri durumda olabiliyor. Bu çocuklar, 72 ayı beklemek zorunda kalırsa; Sıkılabilir, potansiyellerini geç kullanabilir, okul öncesinde motivasyon kaybı yaşayabilir. Bu yüzden tek ölçütün “takvim yaşı” olması da risklidir; bireysel gelişim mutlaka dikkate alınmalıdır.
Öyleyse bu önemli kararı kim verecek? Aile mi, Öğretmen mi, Rehberlik birimleri mi verecek? Gelişim değerlendirmesi nasıl yapılacak? Bu noktaların netleşmesi gerekir.
Açıkçası Merkür olarak her yıl okulöncesi sınıfındaki ilkokula gidecek çocuklarımıza, Uzm. Psikolog tarafından ‘’ Metropolitan Okul Olgunluğu Testi’’ yapıyoruz. Ayrıca velilerimizle yaptığımız toplantı ve görüşmelerde karşılıklı fikir alışverişinde bulunuyoruz. Okul öncesinde Öğretmen Veli ve Psikolog bir araya geldiğinde sağlıklı bir sonuç elde ettiğimizi düşünüyorum.
Ancak gerçek şu ki, son sözü her zaman çocuğun velisi söylüyor. Öğretmen ya da psikolog “Henüz hazır değil” dediğinde, bu yargı çocuğun uzun vadeli iyiliği için yapılmış profesyonel bir gözlemdir. Böyle durumlarda velilerin en sağlıklı yaklaşımı, önce bu değerlendirmenin nedenlerini sakin bir şekilde dinlemek, ardından kendi çocuklarını objektif olarak gözlemlemek ve karar sürecini bir rekabet ya da yetişme telaşı gibi değil, bir hazırlık yolculuğu olarak görmek olmalıdır. Çünkü çocuk için doğru zamanlama, onun hem öğrenme motivasyonunu hem de okulda karşılaşabileceği sosyal zorluklarla başa çıkma gücünü belirler.
“Okula tam zamanında varan çocuk, bilgiyle karşılaştığında korkmaz; çünkü yüreği hazırdır, adımı sağlamdır.”
Sonuç olarak; 72 ay çok mantıklı ama tek başına da yeterli olmadığını düşünüyorum. Bu yaş değişikliği tek başına mucize yaratmaz. Başarı; aile, öğretmen, rehberlik birimi ve okul öncesi sürecin birlikte çocuğu desteklemesiyle ortaya çıkar. Her çocuk biriciktir. Her çocuk kendi hızında büyür. Ve biz öğretmenlerin en büyük görevi, o hızın ritmini duymaktır.
Sevgiyle Kalın,
Funda L. MÜCAVİROĞLU
Çocuk Gelişimi




