top of page
Kitaplara Uzanan Kız

BLOG

Bir Dakikada Kaç Kelime Değil, Bir Ömürde Kaç Kitap ?

  • Yazarın fotoğrafı: Funda Mücaviroğlu
    Funda Mücaviroğlu
  • 7 gün önce
  • 5 dakikada okunur

( Bir annenin deneyiminden okul öncesi ve ilkokul birinci sınıf velilerine…)


   Yıllar önce kızım ilkokul birinci sınıftayken öğretmeni beni görüşmeye çağırdı. Kızım okumayı öğreniyordu ama öğretmeni onun daha hızlı ilerlemesini, bir an önce daha akıcı okumasını istiyordu. Öğretmenini dinledikten sonra ona şunu söyledim; “Benim için önemli olan çocuğumun çabuk okuması değil, okumayı sevmesi, bu konuda çok ısrarcı olmayın. Bırakalım kendi zamanında ilerlesin.” Çünkü benim için mesele hiçbir zaman bir dakikada kaç kelime okuduğu değildi. Ben kızımın eline kitabı kendi isteğiyle almasını istiyordum. İlerleyen süreçte kızım elbette okumayı öğrendi, okuma hızı da gelişti. İkinci sınıfın sonunda yapılan veli toplantısında ise aynı öğretmeni bu kez bana, “Sınıfta gerçek anlamda kitap okuma alışkanlığı olan tek çocuk sizin kızınız” dedi. O gün yıllardır inandığım bir şeyin doğru olduğunu bir kez daha düşündüm. Bir çocuğa okumayı öğretebilirsiniz ama ona kitabı sevdirmek çok daha başka bir şeydir.


   Kitap sevgisi birinci sınıfta başlamaz. Aslında bizim evimizde kitapla kurulan ilişki ilkokuldan çok daha önce başlamıştı. Çocuklarım yaklaşık beş yaşına geldiklerinden itibaren onları her yıl Cağaloğlu'na kitap almaya götürürdüm. Oraya gittiğimizde de onlara söylediğim bir söz vardı; ‘’Kitap konusunda açık büfe!” İstedikleri kitapları seçebilirlerdi. Hikâye kitabı olabilir, tatilde okumak istedikleri bir kitap olabilir, ilgilerini çeken bambaşka bir konu olabilir. Kitap konusunda mümkün olduğunca seçimi onlara bırakırdım. Çünkü yıllar içinde şunu gördüm. Çocuğa sürekli “Kitap oku.” demekle, onu kitapların arasına götürüp “Hangisini istiyorsan seç.” demek aynı şey değil. Birinde yetişkinin görevi vardır. Diğerinde çocuğun merakı… Ve bence kitap sevgisi tam da o merakın içinde büyüyor.


   Önce okumayı değil, kitabı sevdirelim. Özellikle okul öncesi dönemde amacımız çocuğa erkenden okuma yazma öğretmek olmamalı. Önce kitapla güzel bir ilişki kurmasını sağlamalıyız. Sayfaları çevirsin. Resimlere baksın. Hikâyenin devamını tahmin etsin. Aynı kitabı defalarca okutmak istesin. Bazen yalnızca resimlere bakıp kendi hikâyesini anlatsın. Çünkü çocuk henüz kelimeleri okuyamıyor olsa bile aslında çok önemli bir şeyi öğreniyordur. Kitapların içinde güzel şeyler vardır. İşte önce bu duyguyu oluşturmalıyız.


   Birinci sınıfı okuma yarışına çevirmeyelim. İlkokul birinci sınıfta ailelerin en sık düştüğü hatalardan biri çocukları birbirleriyle karşılaştırmak… “Arkadaşı okumaya geçti.” “Dakikada şu kadar kelime okuyor.” “Sen neden hâlâ yavaş okuyorsun?” Oysa her çocuğun gelişim hızı farklıdır. Bir çocuk daha erken akıcı okuyabilir, başka bir çocuk biraz daha zamana ihtiyaç duyabilir. Eğer biz bu dönemde sürekli süre tutar, kelime sayar ve çocuğu başkalarıyla karşılaştırırsak kitap, onun gözünde keyiften çıkıp bir performans sınavına dönüşebilir. Ben tam da bu nedenle kızımın öğretmenine “Hızlı okuması benim için önemli değil.” demiştim. Çünkü hız sonradan kazanılabilir. Ama okumaktan soğuyan bir çocuğa yıllar sonra yeniden kitap sevdirmek çok daha zordur.


Çocuğa kendi kitabını seçme hakkı verin. Biz yetişkinler bile ilgimizi çekmeyen bir kitabı okumakta zorlanıyoruz. Öyleyse çocukların önüne koyduğumuz her kitabı heyecanla okumalarını neden bekliyoruz? Bırakalım çocuk kendi dünyasına göre seçim yapsın. Dinozor seviyorsa dinozor okusun. Uzaya meraklıysa gezegenlere baksın. Hayvanları seviyorsa hayvan hikâyeleri seçsin. Çizgi roman seviyorsa yaşına uygun çizgi roman okusun. Hatta bazen yalnızca kapağını sevdiği için bir kitabı seçsin. Her seçimin mutlaka bizim yetişkin ölçülerimize göre “çok faydalı” olması gerekmiyor. Çünkü bazen çocuğun kitapçıda kendi eliyle raftan çektiği küçücük bir kitap, ömür boyu sürecek okuma alışkanlığının başlangıcı olabilir.


   Evde kitap için sakin bir zaman yaratın. Ben çocuklarım küçükken özellikle gece yatmadan önce kitap okumalarını önemserdim. Ama burada önemli olan bunun bir “mecburi kitap saati” haline gelmemesi… “Şimdi saat sekiz, herkes yirmi dakika kitap okuyacak!” dediğimizde yine bir görev yaratabiliriz. Oysa kitap evin doğal hayatının içinde olmalı, yatağın başucunda olabilir, salondaki sehpanın üzerinde olabilir, Çocuğun odasında ulaşabileceği bir rafta olabilir. Bazen on dakika okur, bazen yarım saat, bazen de kitabını eline alır ama yalnızca birkaç sayfa çevirir. Bu hiç Sorun değil. Önemli olan kitapla geçirilen zamanın huzurlu ve güzel bir zaman olmasıdır.


   “Kitap oku” demek yerine bazen siz okuyun. (Ben çocuklarım bebekken bile kendi sesimle okuduğum hikayelerden kaset ve cd hazırlardım. Gece uyku zamanı çok severek dinlerken uyurlardı.)  Çocuklar söylediklerimizden çok yaptıklarımızı izlerler. Anne ve baba bütün akşam telefonla ilgilenirken çocuğa “Hadi biraz kitap oku.” dediğinde kitap çocuğun görevi haline gelir. Oysa çocuk evde yetişkinlerin de kitap okuduğunu görürse bambaşka bir mesaj alır . “Demek ki kitap yalnızca çocukların okuması gereken bir şey değil. Büyükler de bundan keyif alıyor.” Bazen televizyon kapansın. Telefonlar bir kenara bırakılsın. Herkes kendi kitabını alsın.


  Ama bunun da ötesinde çok sevdiğim başka bir yöntem var. Çocuğunuzun okuduğu kitapla gerçekten ilgilenin. “Bu kitabı bana tavsiye eder misin?” Ben bunu kendi çocuklarımla çok yaptım. Çocuğum bir kitabı çok beğendiyse bazen ona; “Gerçekten bu kadar güzel mi? Sen beğendiğine göre ben de okuyayım.” derdim. Sadece söylemezdim de gerçekten okurdum. Sonra kitabın üzerine konuşurduk. “Ben şu bölümü çok sevdim.” “Sen en çok nereyi beğendin?” “Ben bu karaktere biraz kızdım, sen ne düşündün?” Ya da bazen yalnızca; “Bu kitabı bana tavsiye eder misin?” diye sorardım. Bence bu küçük cümle çok kıymetli… Çünkü o anda çocuk yalnızca kitap okuyan kişi değildir. Fikrine başvurulan kişidir. Anne ya da babası onun seçtiği kitabı merak ediyor, onun tavsiyesine değer veriyor ve hatta onun önerdiği kitabı okuyor. Bir düşünün, çocuk için ne kadar güzel bir duygu... “Benim beğendiğim kitap annemin de ilgisini çekti.” Böylece kitap aile içinde ödev olmaktan çıkar, sohbet konusu olur.


   Okuduğu kitabı sınava çevirmeyin. Çocuk kitabını bitirdiğinde hemen; “Konusu neydi?” “Ana fikri ne?” “Kaç sayfa okudun?” “Şimdi bana özetle.” demek zorunda değiliz. Okul zaten gerektiğinde bunları yapacaktır. Evde ise kitap biraz daha özgür kalabilir. “En çok neye güldün?” “Bu hikâyedeki biriyle arkadaş olmak istesen kimi seçerdin?” “Bunu bana önerir misin?” gibi doğal sorular çok daha güzel sohbetler yaratabilir. Hatta bazen hiçbir şey sormayın. Çocuk kitabını kapatsın ve hikâye biraz onun içinde kalsın. Yarım bıraktığı kitap için kızmayın. Her kitap sevilmek zorunda değildir. Biz yetişkinler de bazen büyük bir hevesle kitap alıp ellinci sayfada bırakıyoruz. Çocuk neden bırakamasın? “Para verdik, bitireceksin.” dediğimiz anda kitap bir zevk olmaktan çıkar, borca dönüşür. Bıraksın. Belki bugün ona göre değildir. Belki birkaç yıl sonra tekrar eline alır. Belki de hiçbir zaman sevmez. Bunda yanlış bir şey yok. Kitap sevgisinin içinde seçme hakkı kadar vazgeçme hakkı da vardır.


   Kitaba harcanan parayı gereksiz görmeyin. Ben çocuklarımda kitap konusunda mümkün olduğunca cömert olmaya çalıştım. “Kitap konusunda açık büfe” dememin nedeni de buydu. Çünkü kitaba verilen parayı hiçbir zaman yalnızca satın alınan bir eşyanın parası olarak görmedim. O para çocuğun kelime dağarcığına gider. Hayal gücüne gider. Merakına gider. Kendini ifade etmesine, dünyayı anlamasına ve düşünmesine gider. Ve yıllar sonra yetişkin olduğunda hâlâ kendi isteğiyle kitap alıyorsa, kitaba para harcamaktan çekinmiyorsa, evinde kitaplara yer açıyorsa çocukken atılan o küçük tohum büyümüş demektir.


Bir dakikada kaç kelime değil, bir ömürde kaç kitap?

Bugün okul öncesinde çocuğu olan ya da çocuğu ilkokul birinci sınıfa başlayan anne babalara yıllar önce kızımın öğretmenine söylediğim cümleyi yeniden söylemek isterim. Çocuğunuzun ne kadar çabuk okuduğuna değil, okumayı sevip sevmediğine bakın. Onun önüne kitapları koyun ama hangisini seçeceğine kendisi karar versin. Kitapçıya birlikte gidin. Kütüphanede dolaşın. Sizi kitap okurken görsün. Yatağının başucunda kitap olsun. Beğenmediği kitabı bırakabilsin. Ve bir gün elinde heyecanla bir kitapla yanınıza geldiğinde ona sadece “Aferin, kitap okuyorsun.” demeyin. Bazen çok daha güzel bir şey söyleyin. “Sen bu kitabı bu kadar sevdiysen ben de merak ettim. Bana tavsiye eder misin? Ben de okuyayım mı?” Sonra fırsatınız varsa gerçekten okuyun ve onunla kitap hakkında konuşun. Çünkü çocuğa kitap sevgisi kazandırmak yalnızca ona kitap okutmak değildir. Onun okuduğu dünyaya biraz da bizim misafir olmamızdır.


    Belki yıllar sonra çocuğumuzun dakikada kaç kelime okuduğunu hiçbirimiz hatırlamayacağız. Ama yetişkin olduğunda hâlâ bir kitapçıya girmekten heyecan duyuyor, sevdiği bir kitabı bize uzatıp “Bunu mutlaka oku.” diyorsa… İşte o zaman ona yalnızca okumayı değil, kitaplarla yaşamayı öğretmişiz demektir.


Sevgiyle Kalın.

Funda MÜCAVİROĞLU

Çocuk Gelişimi

 

 
 
Tuzla'nın İlk Özel Kreş ve Anaokulu Merkür
bottom of page