top of page
Kitaplara Uzanan Kız

BLOG

Çocuklarımızla Yalnızca Bir Gün Geçirmiyoruz; Belki Kırk Yıl Sonra Anlatılacak Bir Anının İçinde Yer Alıyoruz.

Yazarın fotoğrafı: Funda Mücaviroğlu
Funda Mücaviroğlu
11 Eyl
3 dakikada okunur

Bazen çocuklara bakarken bunu düşünüyorum. Bir gün büyüyecekler ve bir gün bizim olmadığımız bir masada oturacaklar. Belki arkadaşlarıyla bir kafede… Belki kendi evlerinin yemek masasında… Belki eşleriyle bir akşam sohbetinde… Belki de kendi çocuklarına bir şey anlatırken… Konu bir şekilde çocukluklarına gelecek ve cümle muhtemelen şöyle başlayacak “Ben çocukken…”


   İşte sonrası onların hikâyesi olacak. Biz o masada olmayacağız. Cümlelerini düzeltemeyeceğiz. “Hayır, aslında öyle değildi.” diyemeyeceğiz. Kendimizi açıklayamayacağız. Çünkü o gün anlatılan şey bizim ne yapmak istediğimiz değil, çocuğun ne yaşadığı ve ne hissettiği olacak.


   Çocuklar bugün yaşar, yarın anlatırlar. Yıllardır çocuklarla çalışıyorum ve zaman içinde şunu çok daha iyi anladım; Çocukluk aslında insanın yıllarca yanında taşıdığı küçük hikâyelerden oluşuyor. Biz yetişkinler büyük şeyleri önemli zannediyoruz. İyi bir okul, güzel oyuncaklar, büyük doğum günleri, başarılı etkinlikler, güzel kıyafetler… Elbette bunların da yeri var. Ama yıllar sonra insanın aklına çoğu zaman bambaşka şeyler geliyor. Bahçede oynadığı bir oyun… Öğretmeninin ona sarıldığı bir gün… Yemeğini döktüğünde kimsenin ona kızmaması… Uyuyamadığında başında bekleyen biri… Bir arkadaşının elinden tutması… Yağmurlu bir günde camdan dışarı bakmaları… Hep birlikte kahkaha attıkları saçma bir olay… Belki de yıllar sonra çocukluğumuz dediğimiz şey tam olarak budur; Kimsenin önemli olduğunu düşünmediği ama çocuğun kalbinin kaydettiği anlar…


   Bir anaokulu yalnızca eğitim verilen bir yer değildir. Ben bir anaokuluna hiçbir zaman yalnızca çocukların eğitim aldığı bir kurum olarak bakmadım. Çünkü bizim kapımızdan giren küçücük bir çocuk, hayatının en önemli yıllarından bazılarını bizimle geçiriyor. İlk arkadaşlıklarını burada kuruyor. Bazen ilk kez annesinden burada ayrılıyor. Bir oyuncağını paylaşmayı burada öğreniyor. Arkadaşıyla kavga ediyor, barışıyor, düşüyor, ağlıyor, başarıyor, başaramıyor, korkuyor, cesaret ediyor, bazen sahneye ilk kez burada çıkıyor, bazen kendi başına yemeğini ilk kez burada yiyor, bazen “Ben yapabilirim.” duygusunu ilk kez burada hissediyor. Biz yetişkinler için sıradan görünen bir okul günü, onun çocukluk hikâyesinin bir sayfası olabilir.


   Bu yüzden Merkür’de yıllardır üzerinde durduğum bir şey var; Çocuk yalnızca öğrenmemeli, güzel şeyler de yaşamalı… Çünkü öğrendiklerinin bir kısmını unutabilir. Ama kendisine nasıl hissettirildiğini çok uzun yıllar taşıyabilir.


   Her gün onların hikayesine küçücük bir cümle ekliyoruz. Aslında anne-baba olarak da öğretmen olarak da her gün çocukların gelecekte anlatacağı hikâyeye küçük küçük cümleler bırakıyoruz. Bazen söylediğimiz bir sözle… Bazen sabrımızla… Bazen sabırsızlığımızla… Bazen sarılmamızla… Bazen onu gerçekten dinlememizle… Bazen de ne yazık ki dinlemememizle… Çocuk bütün bunları kendi dünyasında bir yere koyuyor. Bu yüzden bir çocuğa sınır koyarken de onu incitmemek mümkün… Bir davranışına “hayır” derken sevgimize “hayır” dememek mümkün… Hata yaptığında onu utandırmadan öğretmek mümkün… Ağladığında susturmaya çalışmak yerine neden ağladığını anlamaya çalışmak mümkün… Çünkü disiplin ile sevgisizlik aynı şey değildir. Sınır ile korku aynı şey değildir. Eğitim ile baskı aynı şey değildir ve bence çocuk yetiştirirken en önemli sorulardan biri şudur; “Bu çocuk bugün benim yanımda kendisini nasıl hissediyor?”


Mükemmel bir çocukluk yaratamayız. Hiçbir anne-baba kusursuz değildir. Hiçbir öğretmen de değildir. Ben de değilim. Çocuklarla yaşarken bazen yanlış karar veririz, bazen yoruluruz, bazen sesimizi yükseltiriz, bazen sonradan “Keşke bunu başka türlü yapsaydım.” deriz. Mesele kusursuz olmak değil mesele çocuğun hayatındaki temel duygunun ne olduğudur. Korku mu? Yoksa güven mi? Sürekli eleştirilmek mi? Yoksa kabul görmek mi? “Yeterince iyi değilim.” duygusu mu? Yoksa “Hata yapsam da değerliyim.” duygusu mu? Çocuklukta yaşanan her gün muhteşem olmak zorunda değildir ama çocuk dönüp baktığında kendisini sevildiği, korunduğu, görüldüğü ve değer verildiği bir hikâyenin içinde hatırlayabilmelidir.


   Ve yıllar sonra… Belki bugün Merkür’ün kapısından giren küçücük çocuklardan biri kırk yaşına geldiğinde arkadaşlarıyla bir masada oturacak. Biri ona; “Sen anaokulunu hatırlıyor musun?” diyecek. Belki gülecek. Belki bir öğretmeninin adını hatırlayacak. Belki bahçedeki bir oyunu anlatacak. Belki yıl sonu etkinliğinde seçtiği kostümü… Belki arkadaşını… Belki sevdiği bir yemeği… Belki de bizim çoktan unuttuğumuz küçücük bir olayı… Ve o an, yıllar önce yaşadığı bir günü yeniden anlatacak. İşte eğitimciliğin beni en çok etkileyen taraflarından biri budur. Biz bugün çocuklarla yalnızca bir gün geçirmiyoruz. Belki kırk yıl sonra anlatılacak bir anının içinde yer alıyoruz.


   O hikayenin sonunu biz yazamayız. Çocuklarımızın gelecekte bizi nasıl anlatacağını seçemeyiz. Öğrencilerimizin bizi nasıl hatırlayacağını da seçemeyiz. Onların hafızasına hükmedemeyiz. Ama elimizde çok önemli bir şey var; Bugün… Bugün onları dinleyebiliriz. Bugün birlikte gülebiliriz. Bugün korktuğunda elini tutabiliriz. Bugün hata yaptığında onu utandırmadan doğrusunu gösterebiliriz. Bugün kendisini değerli hissettirebiliriz. Bugün ona çocuk olabileceği bir alan bırakabiliriz. Çünkü bir gün büyüyecek. Bir gün bizim olmadığımız bir masada oturacak. Ve mutlaka bir yerden başlayacak; “Ben çocukken…” Sonrasını o anlatacak.


Biz o hikayeyi seçemeyiz. Ama bugün, o hikayenin içine güzel anılar bırakmayı seçebiliriz. Belki çocuklara verebileceğimiz en kıymetli şeylerden biri de budur; Yıllar sonra anlatırken içlerini ısıtacak bir çocukluk…


Sevgiyle Kalın.

Funda MÜCAVİROĞLU

Çocuk Gelişimi

 
 
Tuzla'nın İlk Özel Kreş ve Anaokulu Merkür
bottom of page